Has Aşçıbaşı- Tarihine Sahip Çıkmayan Gelecegine Sahip Olamaz !!!

Tarihine sahip çıkmayan gelecegˆine sahip Olamaz !!!

****Toplulukları ''Millet'' yapan unsur, sahip oldukları ortak tarihtir. Ortak tarih egˆer yazılı ise millet olmak ve tarihe damga vurmak daha büyük bir önem ve anlam kazanır.

****Biz Türk’lerinde tarihteki ilk yazılı kaynakları olan Mogˆolistan’daki Orhun anıtları , Bilge Kagˆan, Kültigˆin ve Tonyukuk anıtlarıdır.S¸imdilerde tarihimizin en önemli yazılı anıtları korumasız ve kendi haline terk edilmis¸ durumdadır.

****Bu gerçekten çok üzücü bir durum; atalarımızın bize bıraktıgˆı bu zengin mirasın, gelecek nesillerimize aktarılması gerekmektedir. 

****Daha önce Mogˆolistan’la yapılan kars¸ılıklı anlas¸malarda Türklerinde bulundugˆu bir ekip tarafından elden geçirilmesine ragˆmen, rastgele yapılan restorasyonlar, konunun uzmanı olmayan kis¸ilerin yaptıgˆı çalıs¸malar, anıtların zarar görmesi ve görmeye devam etmesi gerçekten üzücü. 

****Hükümetin bu anıtları korumak için daha aktif giris¸imlerde bulunmalıdır.

****Sayın Sefa Kaplan’ın Unesco nun Uluslararası Jeoloji Korelasyon Toplantısı için Mogolistan’a giden I·stanbul Teknik Üniversitesi Ögˆretim Görevlisi Prf Dr Celal S¸engör ve ogˆlu Asım S¸engörle yaptıgˆı röpörtajda ve çektigˆi resimlerde gördügˆüm Türklerin ilk yazılı anıtlarının içler acısı hali beni derinden etkiledi.

****Hiç bir koruma tedbirinin olmadıgˆı, normalde bir metre yakınına kadar en fazla yaklas¸ılmasına izin verilen anıtların ; 

****isteyenin hatıra olarak tas¸lardan parça aldıgˆı, anıtlarının yüzlerinin degˆis¸tirildigˆi,bazılarının yerlerinden alınıp bir odaya koyuldugˆu ve tarihimizin göz göre göre yok olmasına sebeb olmaktadır.

****Biz bu anıtları çocuklarımıza ve gelecek nesillere aktarmamız gerekmektedir. Asım S¸engör’ün de dedigˆi gibi bu anıtların birebir örneklerini I·stanbulda dikmeliyiz ki, orda yazılanların neler oldugˆunu herkes çok iyi bilsin, gelecegˆimize sahip çıkalım.

****Belki durum daha farklı olabilir. Tarih yalanla dolanla yazılamaz, kendi tarihimizin belgelerini korumak için ise ulusca daha özverili davranmalıyız.

TÜRK KİMDİR- TARİHTE TÜRK
Tarih sahnesine çıkan milletler, eğer kültürleri güçlü ve kalıcı ise, uzun yıllar tarih sahnesindeki rollerine devam ederler.
Kalıcı kültüre sahip milletlerin maddî ve manevî tüm değerleri, kendisinden sonra gelen nesillere de intikal eder.
Köklü bir kültüre sahip olmayan milletler ise, tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdurlar.
Türk Milleti, kökü tarihin derinliklerine uzanan güçlü ve köklü bir kültüre sahip nadir milletlerden biridir. 
Bugünün bilim dünyasında “Türk” adının İS. 6 ncı yy. ortalarında Göktürkler tarafından kurulmuş olan Gök- Türk Hakanlığı ile (552- 745) ortaya çıkmış olduğu kabul edilmektedir. Buna göre Türk adı, Çin yıllığı “Çou-Şu” da Gök- Türk birliğini göstermek için Batı Wei İmparatoru T’ai- Tsu’nun Gök- Türk Hakanı İşbara’ya elçi göndermesi ve yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye söz etmesi, Gök- Türk Kağanı tarafından yazılan cevabi mektupta da “Türk Devleti’nin kuruluşundan” söz edilmesiyle, ortaya çıkmıştır. 
Türkler, elbette birden bire ortaya çıkmış değildir, çok uzun yıllara dayanan bir geçmişleri vardır.
İlk Çağ Çin tarihleri,
İÖ. 1766’ya doğru Çun- Goey,
İÖ. 1122’ye doğru Ta-Pi,
İÖ. 1116’ya doğru Pe-Çi,
İÖ. 627’ye doğru Kio-K’ue adlı kuzey bozkır hükümdarlarından bahsediyor. Bunların Türk hükümdarları olması çok muhtemeldir. Çin dilinin tek heceli olması ve Çinliler’in yabancı dillerin transkripsiyonunu yaparken bu kelimeleri çok defa tanınmayacak şekillere sokmaları yüzünden bu hükümdar adlarının Türkçe’deki söylenişlerini bilemiyoruz. Bu hükümdarların Hun hanedanının yani Teoman’ın ataları olduğu kolayca tahmin edilebilir. Zira, Türkler birden bire ortaya çıkmış olamaz. 
Türk tarihini incelerken, bir konudaki boşluk dikkati çekmektedir.
Genel kabul gören Türk tarihinde Gök-Türk öncesi döneme ait yeterli çalışma olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.Aynı durum Anadolu’da Hitit dönemi sonrası ile Malazgirt Meydan Muharebesi arasındaki yaklaşık 2 000 yıllık dönem için de geçerlidir. Kısacası, Türk tarihinin Ortaçağı yeterli şekilde incelenemediği gibi, Eski Çağ da yeterli şekilde araştırılmamıştır.
Bu konuda en ilgi çekici çalışmayı Sayın Kâzım Mirşan yapmış olmasına rağmen, onun çalışmaları Türk Tarihi’ni araştıran resmî kuruluşlarca genel kabul görmemiştir/ görmemektedir. Kabul gören Türk tarihini allak bullak eden Kâzım Mirşan’ın tespitlerine göre, Ön- Türk kültür tarihi, Sovyet Bilim Akademisi tarafından yapılan C14 testiyle, İÖ. 14 000 tarihine kadar gitmektedir.
İÖ. 10 000’lerde UŞUNUY (UŞUNGUY),
İÖ. 5 000’lerde ON (HUN)- UYUL devletleri kurulmuştur.
Türk adı Anadolu’da ilk kez İÖ. 2 200’lerde geçmiştir. Şartamhari Metinleri adı verilen tabletlerde, Akkad imparatorlarından Naram- Sin’in İÖ. 2 200’lerde Anadolu’ya yapmış olduğu askeri bir akında, Türki Kralı İlşu- Nail’den söz edilmektedir. Kısacası, 1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi’nden yaklaşık 3 300 yıl önce Anadolu zaten Türklere aitti. 1072 yılından itibaren ise Anadolu Müslüman Türklerin akınına uğramaya başladı.
Türk adının ikinci kez geçtiği yer de, İÖ. 875’te kurulan TÜRK BİL devletidir.
TÜRK ADININ ESKİLİĞİ BAKIMINDAN DÜŞÜNCELER:
Türk adı Çin kaynaklarında (örneğin Çin yıllığı ‘Çou- Şu’da olduğu gibi) ortaya konmuş olmakla birlikte, Türk soyundan gelen ve Türkçe konuşan topluluklar bundan çok önce de vardı.
Asya Hunları (Çin kaynaklarına göre Hsiyungnu’lar),
Batı Hunları (Avrupa Hunları),
Kuzey Çin’deki Tabgaçlar (Çin kaynaklarına göre T’o-pa’lar) ile aynı bölgede çeşitli yerlerde yerleşmiş olan ve küçük küçük beylikler kurmuş olan boylarının çoğunun ana dili Türkçe ve soyları da Türktür. 
Tarihçi J. V. Hammer , Heredot’un doğu kavimleri arasında sözünü ettiği “Targita” ların Türk olduğunu düşünmüştür. Aynı araştırmacıya göre Tevrat’taki “Togharma” adı da Türk adıyla ilgilidir. 
Tomaschek de, Heredot’da İskit arazisi üzerinde yaşadıkları söylenen “Tyrkae” leri Türk olarak kabul etmiştir. 
Fransız Türkoloğu G. de Rialle, Plinus ile P. Mela da adı geçen Tucae’leri Türk saymış, F. V. Erdmann, “Thrak” adını Türk yapmış,
V de St Martin , Hint kaynaklarındaki Turukha adını Türk ile birleştirmek istemiş,
Başkaları da Arapça’dan uydurma Turkor adının Türk kelimesine başlangıç olduğunu düşünmüşlerdir.
Böylece Çin yıllıklarında İÖ. 2 000 ortalarından bu yana görüldüğü yazılmış olan “Tik” boyunun adının, Türk’e yakınlığı dolayısıyla Türk kelimesinin Çince’deki ilk şekli olduğu da öne sürülmüştür. 
İslâm öncesi Türk tarihi hakkında bilgi veren kaynaklarda, örneğin Süryani kaynaklarındaki bilgiler başlıca iki rivayet/ söylence kümesine dayanmaktadır:
İsrail, Tevrat Rivayetleri: Bu rivayetlerde “Türk”, Nuh’un soyundan ve Yasef’in oğlu olarak kabul edilir. Bazılarına göre de Türk, Yafes’in torunu olarak gösterilmektedir. 
Zend- Avesta rivayetlerinde de “Türk” lerden söz edilmektedir. Burada söz konusu “Afrasyab”, gerçekten yaşamış, gerçek adı Türk dilinde “Tunga Alp Er” olan büyük Türk hakanıdır. 
Roma/ Bizans bibliyografyasında da Türklerin eski Truva’lılarla ilgileri varmış gibi göstermeleri dikkat çekmektedir. Roma/ Bizans yazarları arasında Türk adı Gök- Türk elçileri vasıtasıyla 6 ncı yy.da geçmiştir. 
TÜRK SÖZÜNÜN ANLAMI:
“Türk” kelimesinin Türkçe’de anlamı “kuvvetli” demektir. Aslı “Türük” olan bu kelime, İS. VIII. Yüzyılda “Türk” şeklinde söylenmeye başlamıştır.
Değerli tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre: Başlangıçta Türk diye, bugün kullanılan anlamıyla Türkçe konuşan bütün kavimler anlaşılmıyordu. “Türk” kelimesi, Türkçe konuşan kavimlerden yalnız birinin adıydı. İS. VI. Yy. ortalarında Gök- Türkler, Türkçe konuşan kavimlerin başına geçince bütün Türkler’e bu adın verilmesine temayül olmuştur.
“Türk” kelimesinin ilk kullanışı, İÖ. 1328’e doğru Çin tarihlerinde “Tik” şeklindedir. İlk Çağ Helen ve Lâtin kaynaklarında Türkler’e “Yurcae, Turcae” denmektedir. Bu suretle, şimdiki bilgilerimize göre, “Türk” adının, bozulmuş bir transkripsiyonla ilk defa günümüzden 3 330- 3 400 yıl önce geçtiği söylenebilir. 
Tarihte “Türk” adına birçok anlamlar yakıştırılmıştır. Gök- Türk çağındaki Sui- Şu adlı Çin kaynağına göre T’u- Küe, Türkçe’de “Miğfer” anlamına gelmektedir.Çünkü Türkler, adlarını Altaylar’ın eteklerinde oturdukları miğfer biçiminde bir dağdan almışlardır. 
Kaşgârlı Mahmut ise Türk adının “Olgunluk Çağı” anlamına gelen ve Tanrı tarafından verilmiş bir ad olduğunu yazmıştır. 
Türk adının ilk ilmî izahının denemesini A. Vâmbery yapmış ve “Türemek” anlamına gelen “Türe” veya “Törü” den gelebileceğini düşünmüştür. W. Barthold ve Ziya Gökalp’ın verdiği anlamlar birbirine yakındır ve birlik kazanmış halk anlamına gelmektedir. 
F. W. K. Müller’e göre, Uygur dilinde Türk kelimesi “Kuvvetli, güçlü” anlamına gelmektedir. Bu fikir sonradan A.V. le Coq, V. Thmsen ve J. Nemeth tarafından da savunulmuştur. Böylece millet olarak “Türk” sözünün çok eski bir geçmişe sahip olduğu bir kere daha anlaşılmış olmaktadır. 
Orhun yazıtlarını çözen Wilhelm Thomsen, kitabelerin en son tercümesinde “Türk” sözünü “Kudret ve Kuvvet” anlamına almıştır.
Prof. Dr. İsmail Kayabalı’nın değerlendirmesine göre: “Türk” adının önceleri bir şahıs “Uruğun Başı”, sonraları bir aile ve nihayet bütün bir Uruğ ismi olduğu anlaşılıyor: bu Uruğun ehemmiyet kazanıp, diğer Uruğları hakimiyeti altına alarak Kağan’ın mensup olduğu soya bağlanınca, bu da “Devlet kuran kağan’a tabi olan” bir zümreyi ifade eden bir anlam taşımaya başlamış olmalıdır. Yazıtlarda Türk deyince alelade bir kavim, bir grup değil, “Kağan’a itaat eden” bir zümre veya Uruğlar birliği kastediliyor. Bu cihet göz önünde tutulursa “Türk” sözünün kudret ve kuvvet ifade ettiği gibi, “Törü” sü (yani kanun ve nizamı) olan bir millet anlamına geldiğini ileri sürmek mümkündür. 
TÜRK ADININ YAYGINLIĞI:
Türk adının, Gök- Türkler’den sonra hızla yayıldığı bir gerçektir. Bu olay, Gök- Türk İmparatorluğu’na bağlı çeşitli boyların, bu imparatorluk dağıldıktan sonra da Türk adını kullanmaya devam etmelerine bağlıdır.
Ayrıca, önceleri Gök- Türk İmparatorluğu içinde bulunmuş olan “Oğuz”lar da Türk adını kullanmaya devam etmişlerdir. Bu şekilde Selçuklulardan çağımıza kadar öteki Oğuzlar tarafından kurulmuş olan bir çok devlet de “Türk” adını taşımıştır.
Türk adının Türk soyundan gelen boylar tarafından kullanılmasının Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur. Zira, Türkler’in bazı boylarının İslâm dinini kabul etmelerinden önce “Türk” adı taşıdıkları tarihi bir gerçektir.
Daha 420 yılında İran’ın kuzeyindeki Altaylı boylara Türk adının verilmiş oluşundan başka, Sabirler, Hazarlar, Macarlar, Avarlar, Selçuklular, Kölemenler ve Osmanlılar da Türk adı altında toplanırlar.
Türkiye adıysa Anadolu’yu içine alan geniş bir bölgenin adı olmuştur.

 

 Resmi Web Site | Instagram  | Linkedin  |  Twitter  | Facebook  | Google  | Academia  | Topuz-Kebab  | @-Mail