Osmanlı Saray Mutfağının Toplumsal Hayattaki Konumu
Gürer MUT
 
Özet: Bu çalışma, Osmanlı saray mutfağının toplumsal konumu ve bu mutfağın tarihsel geçmişinin ne olduğunu konu alır.  Osmanlı toplumunu ve onun geleneksel kodlarını araştırdığımızda, birçok kültürel kodun bu mutfağın içinde var olduğunu göreceğiz. Bunun için mutfak kültüründen, yemek geleneğinden söz etmek geçmişten geleceğe uzanan köprünün varlığına, öğretilebilir, geliştirilebilir değerlerin neler olduğuna yoğunlaşılacaktır.
 
Osmanlı sarayı, yemek kültürü gibi var olmaması bile düşünülemeyecek bir kültürel zengin katlanarak geliştiği bir mutfak konumundadır. Kullanılan araç ve gereçlere kadar pek çok araç ve gereç Osmanlının kıtasal genişliğinden de etkilenmiştir.
 
1. Giriş
 
Çalışmaya başladığımda, bu çalışmanın İstanbul Arkeoloji müzesinde var olan ve içinde kimi zenginlikleri barındıran mutfak ekipmanlarından yola çıkarak Osmanlının mutfak geleneğinin tarihselliğini araştırmak için yapıldığını belirtmeliyim. Özellikle Doğu Roma’dan gelen kimi ekipmanların, yemek kültüründeki etkilerinin neler olabileceğine bu çalışmada yoğunlaşmaya gayret edilecektir. Başlarken, sarayın buradaki konumunu açıklayarak başlayabiliriz. Saray, padişahın, hanedan mensuplarının ikametgâhı olması nedeniyle yaşamın devamını sağlayan çeşitli birimlerden oluşmaktaydı. Elbette ki, saray görevlilerinin içinde ve divan-ı hümayunda da çeşitli etkin gruptan kimseler bulunmaktaydı. 
 
Bu nedenden ötürü saray mutfağı çeşitli yöre ve dünya mutfağını içinde barındırmaktaydı. Hayatın gereklerinden olan beslenme fonksiyonu sarayda, toplu bir evde, standart bir ailede olduğu gibi kendi içersinde basit belli kurallar ve temelde ana uygulamalar şeklinde kendini göstermekteydi. Tek fark saray mutfağının çok kişiye ve tabii hanedan üyelerine hizmet verdiği için çeşitliliğe ve kaliteye yönelik bir abartıya sahip olmasıydı. Bu bağlamda araştırma 5 ana başlıkta incelenecektir. Bu başlıklar sırasıyla,  Tarihsel süreç, Statü, Kap-kacağın dönemlere göre farklılıkları, sarayın mutfak kültürü ve toplumsal alt kültürdür. 
 
2. Araştırmanın Varsayımı
 
Osmanlı mutfağı büyük bir tarihsel zenginliğin sonucunda ve büyük kültürel kodların ışığında meydana gelmiş bir mutfağa sahipti. Osmanlı saray mutfağı gerek Orta Asya’dan taşıdığı kodlarla, gerekse Doğu Roma'nın ve Arap mutfak kültürünün özelliklerini içinde barındırır. Bu kodlar mutfak gereçlerinden, yemeğin yapılış tarzına, kullanılan malzemeye kadar pek çok değişimi gösterir. 
 
3. Araştırmanın Sorunsalı
 
Araştırmanın sorunsalını oluştururken, bütünlüklü bir yaklaşımın sağlanabilmesi için birden fazla sorunun bir araya getirilerek bağdaşması işleminin yapılması önemli olacaktır. Bunun da nedeni Osmanlı saray mutfağının belli bir düzlemden değil de birçok kültürel kodu içinde barındırması neticesinin bir sonucudur. Bu sorular şu şekilde fomülüze edilmiştir:
 
Statü kavramının Osmanlı saray mutfağındaki yeri nedir? Osmanlı saray mutfağındaki kültürel kodlar nelerdir? Osmanlı mutfağında kullanılan kap ve gereçlerin tarihsel düzlem içersindeki değişimi ne şekilde olmuştur?
 
4. Araştırmanın Problematiği
 
Bu araştırma genel hatlarıyla Türk kültüründe, yemek algınınn nasıl bir evrim geçirdiğini ve bu süreçte hangi tarihsel aralıklardan geçtiğini araştırmak gayesini benimsemiştir. 
 
5. Araştırmanın Beş Ana Başlığı
 
a)  Tarihsel süreç
 
Tarihsel olarak bu başlıkta kimi verileri sunarak işe başlamakta yarar var. İlkin giriş bölümünde de belirtmiş olduğum gibi Orta Asya Türklerinin yemek ve yemek gereçlerini belirtmekte yayar var diyebilirim. 
 
İlkin, Orta Asya Türkleri, tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını belirtelim. Orta Asya Türkleri özellikle yemeklerinde en çok buğday ve buğday unu ile yapılan yağlı hamur işlerini ön plana çıkmaktaydılar. Darıdan yapılan boza, Orta Asya Türklerinin ilk gıdaları arasında yer almaktadır. Orta Asya Türklerinde, “av hayvanları” önemli bir yer teşkil etmektedir. At önemli bir beslenme kaynağı ve ulaşım aracıdır. Eski Türklerin temel yiyeceği, koyun ve süt ürünleridir. Koyunu sırasıyla, keçi ve sığır izlemektedir. Bu hayvanlar süt üretimi için kullanılmaktadır. Türk sofrasında süt tek başına tüketildiği gibi, tereyağı, peynir, yoğurt, ayran, çökelek gibi süt ürünleri ile sütlü yoğurtlu yemek ve tatlılar olarak oldukça çeşitlilik göstermektedir.
 
Diğer taraftan, Selçuklular kendi devirlerinde yemek çeşitleri, yemek pişirme ve muhafaza teknikleri ile kendilerine has bir mutfak kültürü oluşturmuşlardır. Selçuklularda kuşluk ve akşam (zevale) yemeği adı verilen iki öğü bulunmaktadır. Kuşluk, sabahla öğlen arasında yapılmaktadır. Tok tutan yemekler tercih edilmektedir. Akşam yemeğinde ise çeşit boldur ve hava kararmadan yenmektedir. Selçuklular döneminde et, un ve yağ yemek alışkanlığının simgesi olarak görülmektedir. Kuzu, erkeç, keçi, at ve tavuk en çok eti yenen hayvandır. Bunlara kuşlar ve balıklar ilave edilebilir. Kesilen hayvanın sakatatının çok tüketildiği Selçuklularda, sebze yemekleri pek tercih edilmemiştir.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişmesi, Türk Mutfak kültürüne de yansımıştır. 15. y.y. da yemekler çeşit olarak az ve sade; 16. y.y.’da ise en görkemli yıllarını yaşamıştır. 17. ve 18. y.y.’da da bu görkemli dönem devam etmiş ancak 19. y.y.’da Osmanlı İmparatorluğu’nun fakirleşme sürecine girmesi Türk Mutfak kültürünü de etkilemiştir.
 
Osmanlılarda mutfak, Saray yaşamının önemli bir parçasıdır. Padişah ve erkanı ile soylular bir sofra etrafında toplanmayı bir sosyal aktivite olarak görmüş bu yüzden de saray mutfağı daima yenilikler arayan, lezzetli ve zengin türler meydana getiren bir yer olmuştur. Padişah erkânının hoşuna giden yemekleri üretmek ve verilen ziyafetleri daha gösterişli yapabilmek için aşçılar birbirleriyle yarışarak Türk Mutfak kültürünün zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır.   
 
b)  Statü ve İktidar
 
Yiyecekler ve yemek üzerinden statü inşa etme sürecine de yakından bakmamız gerekmektedir. Burada ilkin belirtmek gerekir ki, yemekten alınacak pay bireyin toplumsal hiyerarşideki yeri esasında şekillenmektedir. Hayvansal üretimin esas olduğu bozkır topraklarında ana besin maddesini oluşturan etin her parçasının ayrı bir değerde olması ve parçaların değerlerine göre paylaşıma girmesi beklenir. Bu farklılaşma aynı zamanda o parçayı almaya hak kazanan kişinin de toplumsal hiyerarşideki yerinin en önemli göstergesi olmaktadır. Törensel bir yemekte, hareket halindeki Türk toplumunun temel besini olan koyundan herkesin yiyeceği kısım önceden belirlenmiştir. Bu atalardan gelen mirasla olmaktadır. Yani ataların hizmet derecesi, topluluk tarafından tanınmakta ve nesiller boyunca devam ettirilmektedir. 
 
İktidarın yemek üzerindeki etkisi sadece sofrada oturulan yer, yiyeceğin kısımlarının sosyal ve siyasal hiyerarşi esasında değil aynı zamanda bazı yiyeceklerin tüketim hakkının belirli toplumsal kesimlere ait olmasında da belirleyici olmaktadır. Tarih çoğunlukla, statü eşitsizliklerini sembolik şekilde ifade eden bir tarihsel kültüre dayanır ve bu eşitsizliklerin yol açtığı egemenlik ilişkilerini meşrulaştırır. Bazı yiyecekler hükümdarın hakkı iken bazı yiyecekler halkındır. 
 
Bu kapsamda Türklerde av düzenlemek ve avlanmak önemli bir iktidar göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle olunca sürek avı düzenleme hükümdara ait bir haktır. Bunun yanı sıra, Türklerde yaban hayvanın eti evcilleşmiş hayvanların etine göre daha itibarlıdır. Gök, yer ve ölmüşlere sunmak için kurbanlık geyik, sığır cinslerinden ve yabani atlar avlanmaktadır.
 
Burada özellikle hükümdara ait olan haklar bir bakıma kimi kutsallıkları da içinde barındırıyordu. Öyle ki, sofraya getirilecek olan yemeğin hükümdar tarafından sofraya konulması büyük oranda içinde bir kutsallığı barındırıyordu. Türklerde bazı geyik türlerinin avlanması ise, sürek avı bakımından ve mutfak bakımından yücelik özelliğidir. Kurbanlık hayvanın erkek olması konusu önemli bir konudur. Saraylar üç yılda bir yaptıkları ayinde üç yaşını doldurmuş beyaz koçlar kurban ederler. Törene sadece erkekler katılır ve ayine gelenler kısrakla gelmezler. Koyunların eti az gelirse iki yaşını doldurmuş bir öküz kurban edilir.
 
Son olarak, Toplumda otoritenin tesisinde simgeler önemli bir yer işgal etmektedir. Bireylerin toplumsal olarak inşa ettikleri iktidar ve itaat simgeleri toplumsal hayatın düzeninin tesisinde önemli bir yere sahiptir. Toplumsal hayat denge eğilimindedir.  Bu dengenin tesisi yeme pratiklerinde görüldüğü gibi gücü kabul etme ve bunu gösteren simgeleri kullanmayı beraberinde getirir. Bu simgeler toplumsal hiyerarşiye sofrada oturma düzeni, yemeğin belirlenen parçasını yeme ve takdir edilen sırada hizmet görmeyi ifade eder. Tüm bu simgeler üzerinde uzlaşılmış toplumsal unsurlardır.
 
c)   Kap-kacağın mutfak kültüründeki yeri
 
Bu bölüm özellikle Arkeoloji müzesi incelemesinden sonra araştırmaya eklenmesi düşünülmüştür. Çinili köşkün özellikle bu bölümle ilişkilendirilmesi de doğru olacaktır. Bunun da nedeni ilgili bölümde sergilenen eserlerin Osmanlı dönemi 'kap-kacak' barındırıyor olmasıdır.
 
Osmanlı Döneminde yemek kapları çeşitliliğin yanında, yapım malzemesi olarak da zenginlik göstermektedir. Bunlardan biri de seramiktir. Seramik; yemek kabı yapımında kullanılan malzemelerden biri olmakla beraber kendi bünye özelliklerine göre farklı sınıflandırmalar gerektirmektedir. Toplumların yerleştiği coğrafya seramik kapların biçim, renk, doku ve bünye olarak farklılık göstermesine neden olmaktadır. 
 
Bunun yanında dayanıklı ve dış etkenlerden kolayca etkilenmeyen pekişmiş bir yapıya sahip olan seramik kaplar ısıyı iyi iletir ve geç soğurlar. Bu bakımdan seramik popüler bir ekipman biçimine bürünmüştür. Seramik gençlerin tarihçesi aslına bakılırsa, Uzakdoğu ve Avrupa’dan gelen porselenlerden oluşuyordu. Çin porseleni zaman zaman yerel üretimleri de etkilerken Avrupa porselenlerinin benzerleri Osmanlı döneminde kurulan ilk porselen fabrikasında üretilmiştir. Yerel merkezlerde ise pişmiş topraktan çiniye çeşitli üretimler yapılmıştır.
 
Kırmızı hamurlu, beyaz hamurlu, sırlı, sırsız, dekorlu, dekorsuz kaplar buralarda üretilmiş olup halkın ve sarayın sofralarında yerini almıştır. Saray ve halk olarak iki grupta incelenebilecek olan yemek alışkanlıkları içinde kullanılan kaplar da yapım malzemesi olarak farklılıklar gösterebilmektedir. Biçim olarak ise malzeme farklılığına bağlı kalmaksızın kap çeşitliliği mevcuttur.
 
c.1 - İznik Seramik Kapları
 
Seramik üretimi Helenistik ve Roma dönemlerine kadar dayanan İznik, Bizans döneminden kalan parçalar Osmanlı öncesinde de burada zengin ve kaliteli bir seramik geleneğinin varlığını göstermektedir. İznik seramiği kırmızı ve beyaz hamurlu olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır. Kırmızı hamurlu seramiği ise sgrafitto, slip ve “Milet işi” denilen üç ayrı teknik ve üslupta incelemek mümkündür. 14. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar bu üç teknikte genellikle halkın günlük ihtiyacına yönelik seramik yapılmıştır. 15. yüzyılın sonlarına doğru İznik seramiğinin beyaz hamurlu, ince ve düzgün şeffaf sırlı seramiklerin üretime başlanmasıyla atölyelerin üretim yaptığı kitle yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Atölyeler artık iki farklı çevre için üretim yapmaktadır; saray halına ve saray dışı halk. Zamanla üretim tamamen saray kontrolü altına geçmesine rağmen halk için üretim durmamıştır. Saray siparişlerinden arda kalan zaman içerisinde halka yönelik üretim yapılmış ve pazarlarda satılmıştır.
 
16.yüzyılın ortasından itibaren mavi-beyaz bezemeye yeşil, firuze ve siyah ile birlikte kırmızı katılmıştır. Şeffaf sıraltında hafif kabarık mercan kırmızısı 16. yüzyılın karakteristiği olmuştur. Bezemede naturalist bir üslup dikkati çeker. Gül, lale, karanfil, sümbül gibi çiçekler, hatayi ve rozet çiçek kullanılan başlıca motiflerdir. İznik atölyelerinde seramik eserlerin yanında saray nakkaş hanesinde hazırlanan desenler doğrultusunda cami, türbe, medrese, hamam, saray, imaret, kütüphane ve köşk gibi yapılar için de çiniler üretilmiştir  17. yüzyılın başlarından itibaren kırmızı rengin giderek kahverengiye dönüşen bir ton aldığı, sırda bozulmalar olduğu görülür. Ekonomik sıkıntılar, sarayın uzun süreler çini sipariş etmemesi ve Çin porselenlerinin ithalinin artması kalitedeki düşüşü arttırmış ve böylelikle İznik deki çini üretim faaliyeti son bulmuştur. 
 
c.2 - Kütahya Seramik Kapları
 
Kütahya’da seramik üretimi 14.yy.ın son yarısında başlamış olup başlangıçta kırmızı hamurlu işler üretilmiştir. Bezeme olarak İznik ile benzer çizgiler taşıyan Kütahya çinilerinde kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renkler kullanılmıştır. Renk tonu olarak İznik’e göre biraz daha koyu olan Kütahya çinileri bu özelliğinden dolayı Selçuk çinileri ile benzerlik göstermektedir.  Kırmızı hamurlu seramiklerden mavi-beyaz imalata 15. yy. da geçen Kütahya, bu yönü ile de İznik’in takipçisi olmuştur. İznik çiniciliğinin başkente ve saraya yönelik üstün nitelikli üretimine karşılık, Kütahya çinisi halkın ihtiyacını karşılamak üzere üretilmiş ve Anadolu çini geleneğini sürdürmüştür.
 
c.3 - Yemek Hazırlama ve Pişirme Kapları
 
Her toplumun yemek kültürü içerisinde yemeğin sofralarda yerini alana kadar geçirdiği bir hazırlık süreci vardır. Bu hazırlama aşaması toplumların kültürel yapısı ile direkt bir ilişki içerisindedir. Bazı toplumlar yemekte kullanılacak malzemenin özüne dokunmadan yemeklerini hazırlarken (Çin Yemek Kültürü), bazı toplumlarda da buna önem verilmemekte, yemeğin sunumu önemsenmektedir (Japon Yemek Kültürü). Toplumsal yapı dinin de etkisi ile yenebilen ve yenmesi kesinlikle yasak olan bazı ürünler belirlemektedir. Değişmeyen tek nokta, toplumsal ve kültürel yapıya bağımlı kalmaksızın yemek hazırlama süreci içerisinde araç-gereç kullanımı gerekliliğidir. 
 
Türk yemek kültüründe yemeklerin sofraya gelene kadar geçen süreç içinde tüketen kişilerin hiç görmediği, mutfaklarda, kilerlerde muhafaza edilen kaplar vardır. Büyük bir bölümünü madeni kapların oluşturduğu bu grup, Osmanlı döneminde saray mutfağı ve halk mutfağında çeşit olarak aynı tür kaplardan oluşmaktadır. Su-yağ küpü, ibrik, maşrapa, leğen, kavanoz, şişe, kevgir, havan gibi kaplar yiyeceklerin temizliği, korunması ve ön hazırlığı için kullanılırken büyük boyutlu kazan, tencere kepçe, tava gibileri de yemeklerin pişirilmesinde kullanılmaktadır.
 
d)    Sarayın mutfak kültürü
 
Anadolu topraklarının Coğrafik konumu, yıllardır süregelen göçler ve seferler Anadolu topraklarında Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kültürlerinin etkilerini göstermesini kaçınılmaz kılmıştır. Yemek kültürümüzde de bu açıkça görülmektedir. Orta Asya’nın bozkır yaşantısından gelen et ve hayvansal gıda tüketme alışkanlıkları, Batıya göçler ile birlikte yerleşik yaşamın getirdiği tarımsal ürünler yemek kültürümüzün vazgeçilmez öğeleri olmuştur. Türkler Anadolu’ya yerleştiklerinde, bu topraklarda binlerce yıldır yaşamakta olan kavimlerin yiyecek-içecek adetleri doğal olarak yöresel karakter taşıyan bir yapıdaydı. 
 
“...Türklerin et ağırlıklı mutfağı ile yöresel Anadolu mutfakları süreç içinde birbiriyle kaynaşmıştır. Ege Adaları ve Ege kıyılarından balık ile zeytinyağı, güneyden şerbetli tatlılar, Bizans’tan Roma mutfağı adeta bir potada erimiştir. İmparatorluğun geniş topraklara yayılması ile birlikte Ortadoğu, Güney Akdeniz ve Avrupa yemekleri de bu potaya girerek Anadolu Mutfağı’nı daha da geliştirip zenginleştirmiştir....”  Bu mozaik içerisinde Osmanlı İmparatorluğun kuruluşundan itibaren (1299) Anadolu yemek kültürü sürekli bir yenilenme süreci yaşamıştır. 
 
Bu dönemde mutfaklar yöresel mutfaklar ve merkezi imparatorluk mutfağı olarak ele alınabilir. Yöresel mutfak bütün Anadolu topraklarını kapsadığı gibi buradaki tüm etnik gruplarının sahip olduğu beslenme alışkanlıklarının yanında, Osmanlı’nın seferlerle Anadolu kültürüne taşıdığı öğeleri de kapsamaktadır. Yemek kültürümüzdeki bazı yemek isimlerinde bu açıkça görülür; “Çerkez tavuğu”, “Arnavut ciğeri”, “Tatar böreği”, “Şam baba”, “Papaz yahnisi” gibi. Başlangıçta Merkezi İmparatorluk mutfağı olarak var olan teşkilat yapısında çeşnigiller yer alıyordu. Daha sonra ise bu yapılanma Matbah-ı Amire (Saray Mutfağı) kompleksine dönüşmüştür. Gerek yöresel gerekse Saray mutfağı olsun Osmanlı’da hem kullanılan malzemeler hem de bunların kombinasyonları ile yemeklerde çok çeşitlilik gözlemlenir.
 
e)    Toplumsal alt kültür
 
Bu başlığı genel hatlarıyla sunacak olursak, Osmanlı gibi bir feodal toplumda tebaa anlayışının gelişmiş olması ve hükümdarın topluma adeta bahşetmesi algısının gelişmiş olması, toplum nezdinde belli paradigmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Divan da dahi yemeğin bir güç simgesi olarak kullanıldığını bildiğimize göre, bu sürecin toplumsal dinamiklerdeki yansımasını tahmin etmek hiçte zor olmayacaktır. Hakan Orta Asya da buyurgandır ve bereketin simgesi olarak görülmektedir. Aslında bakıldığında Osmanlı imparatorluğu içinde aynı süreç geçerlidir. Bunun en açık göstergesi, saray mutfağının haftanın belli günleri halka açılması ve onları doyurmasıdır. Padişah bir erk olarak toplumunu besleyen 'yüce' konumundadır.
 
6. Araştırma Konu Başlıklarının Nedenselliği
 
1) Tarihsel Süreç: Yemek kültürünün araştırılması sürecinde ve özellikle bir Arkeoloji müzesiyle ilişkilendirilmesi sürecinde konunu tarihselliğini araştırmak son derece önemlidir. Arkeoloji müzesinde izlediğim kadarıyla toplumsal hayatta başat bir konumda duran yemeğin çeşitli süreçlerden sonra kendisini yenileyerek geliştirmesi, konuya başlarken izlenimler ışığında yapılacak bir tarihsel analiz benim için önemli bir konumdadır.
 
2) Statü ve İktidar: Bu konunun araştırılması da aslına bakıldığında yemeğin bir güç erkinin elinde nasıl bir anlama bürüneceği için yapılmıştır. Özellikle Türklerin benimsedikleri Orta Asya gelenek inancı neticesinde bu topraklarda yaşanan iktidar ilişkilerinin ne şekilde ilerlediğini ve bu erk ilişkilerinde yemeğin hangi konumda olduğunu anlamaya çalıştım.
 
3) Kap-kacağın mutfak kültüründeki yeri: Bu son derece önemli bir konu başlığıydı. Arkeoloji müzesinde var olan antik döneme ait kap-kacağın tarihsel süreçteki ilerleyişini yakından izledik. Bununla ilgili olarak teknik gereçteki ilerlemenin de bir anlamda yemek algılarının da bir süreden sonra değişeceğini düşünerek bu başlık hakkında çeşitli kaynaklardan taramalar yaptım.
 
4) Sarayın mutfak kültürü: Osmanlı sarayı özellikle birçok yabancı mutfağın bir araya gelmesinden oluşmaktadır diyebiliriz. Bunun da farklı bir beğeni algısını geliştirdiği düşünülebilir. Ayrıca, yaşanan yemek ritüellerindeki değişim de hiç de azımsanmayacak oranda karşımızda durmaktadır. Tüm buları birleştirdiğimde, konunun bir bütünlük içinde önemli bir yerde durduğunu düşünüyorum.
 
5) Toplumsal alt kültür: Bastırılmış bir tebaanın yani halkın varlığı Osmanlıda tartışılamaz. Halkın büyük bir çoğunluğunun benimsediği ve kutsallaştırdığı imparatorun kendisini de doyuran büyük şaşalı bir kimse olarak görmesinin yıllar içerisinde onu nasılda baskılayan bir mekanizmaya dönüştüğünü anlamak için bu başlık yerinde olacaktı. Ayrıca yemeğin bu algının yaratılmasında oynattığı rol de araştırmayı gerektiren bir bütünsellik taşıyor.
 
7. Araştırmanın Soru Formları
 
1) Osmanlıdaki yemek kültürünün tarihsel sürecini anlayabilmek için ilkin ne gibi bir yol izlemek gerekmektedir?
2) Güçlü olan hükümdarın toplumsal konumunun yemek kültürüne katkısı nedir?
3) Tarihsel bir süreçte kap-kacağın kullanılışının, belli bir değişimin sonucu olarak karşımıza çıktığını söyleyebilir miyiz?
4) Saray bir bütün olarak, yemek kültürünün zenginleştirilmesinde nasıl bir rol oynar?
5) Alt kültürü ve Saray kültürünü birbirinden ayıran ana faktörler nelerdir.
 
1 Tavernier, Jean Babtista; "Topkapı Sarayında Yaşam" çev. Perran Üstu¨ndağ,Çağdaş Yay. 2. Baskı.,
1985, Ankara.
2 BEŞİRLİ, Hayati “Yemek, Ku¨ltu¨r, Kimlik”, Milli Folklor, Geleneksel yayıncılık, 2010, s.87,
3 Nurşen Özkul Fındık, İznik Roma Tiyatrosu Buluntuları Arasındaki Osmanlı Seramikleri, 2001, s.203.
4 http://www.sadberkhanimmuzesi.org.tr/turkish/sanat/iznik.htm
5 Nurşen Özkul Fındık, a.g.e, s, 120
6 Deniz Gu¨rsoy, Yemek ve Yemekçiliğin Evrimi (1. Baskı. İstanbul: Sofra, 1995),s. 43.